Image Hosted by ImageShack.us
Ana Sayfa

Image Hosted by ImageShack.us
Profil

Image Hosted by ImageShack.us
Arşiv

Image Hosted by ImageShack.us
Chat

Hakkımda

Merhaba... Ben AkaSyA. Bloguma yorum yazmayı lütfen unutmayın. İlgi alanlarım:(yalnızca bazıları) Yağmurda dolaşmak, Kitap okumak, Resim yapmak,Müzik dinlemek,Alışveriş yapmak =) Tüm iyilikler ,güzellikler ve aşklar sizinle olsun. Sevgiler İyilik,Güzellik Ve Aşk Perisi AkASyA <<AlTıN PaTeN AkAsYa>>

Son Yazılar

Image Hosted by ImageShack.us
monthsofshadow 'dan hediye
Image Hosted by ImageShack.us
Weral*MmM DEN HEDİYE
Image Hosted by ImageShack.us
06/06/2009 8. SINIF SBS KİTAPÇIKLARI VE CEVAP ANAHTARLARI
Image Hosted by ImageShack.us
DOSTLARIM =)
Image Hosted by ImageShack.us
Damlanurwinx ten yeni bir hediye daha
Image Hosted by ImageShack.us
Moda-Şık ve Uyumlu giyinmek isteyenler için...
Image Hosted by ImageShack.us
www.altinbilgiler.blogcu.com
Image Hosted by ImageShack.us
Destinaylahersey beni sobelemişş x))
Image Hosted by ImageShack.us
Destinaylahersey'den hediye
Image Hosted by ImageShack.us
Farklıdunyalar2dan hediye
Image Hosted by ImageShack.us
Defnekizz beni sobelemişşş x))
Image Hosted by ImageShack.us
Damlanurwinx'ten hediye x))
Image Hosted by ImageShack.us
Sitenize Chat Ekleme
Image Hosted by ImageShack.us
Bannermaker'da banner yarışmasındaki ödüllerim
Image Hosted by ImageShack.us
Destek yorumlarım(sokmagazin)
Image Hosted by ImageShack.us
Bannermaker'den hediye
Image Hosted by ImageShack.us
Bir duyarlı blogcu daha x)
Image Hosted by ImageShack.us
Çookkk önemli herkes okusun Tüm blogcuları ilgilendiriyor. =(
Image Hosted by ImageShack.us
BLOGLARIN GERÇEK KRALİÇE MELEĞİ(yeniden yayınlıyorum hatırlatmak
Image Hosted by ImageShack.us
Taklidim çıkmış =D
Image Hosted by ImageShack.us
SALVADOR DALİ
Image Hosted by ImageShack.us
Happyceyda Beni Sobelemişş x)
Image Hosted by ImageShack.us
Bizimicinhersey'den hedie x)
Image Hosted by ImageShack.us
Pembedus (Defne & Deniz) hedie yapmışlarr x)
Image Hosted by ImageShack.us
Weral bni sobelemişş x)

Bağlantılarım

Image Hosted by ImageShack.us
Ana Sayfa
Image Hosted by ImageShack.us
Profilim
Image Hosted by ImageShack.us
Arşiv

Kategoriler

Arkadaşlarım

Image Hosted by ImageShack.us
mmelikee
Image Hosted by ImageShack.us
modavehersey
Image Hosted by ImageShack.us
yugiandyami
Image Hosted by ImageShack.us
hilarybusra
Image Hosted by ImageShack.us
bilgek
Image Hosted by ImageShack.us
Beyza Kader AYCAN
Image Hosted by ImageShack.us
destina12
Image Hosted by ImageShack.us
cenkleherseyyy
Image Hosted by ImageShack.us
4khepsi
Image Hosted by ImageShack.us
defnee10
Image Hosted by ImageShack.us
Selin Nasuhbeyoğlu
Image Hosted by ImageShack.us
ortamkaynak
Image Hosted by ImageShack.us
defnegirl
Image Hosted by ImageShack.us
minikkediler
Image Hosted by ImageShack.us
berfinhepsi
Image Hosted by ImageShack.us
bratzandwinx
Image Hosted by ImageShack.us
altinpatenkodlar
Image Hosted by ImageShack.us
happyelif
Image Hosted by ImageShack.us
sihirkapisi
Image Hosted by ImageShack.us
gulumseyis
Image Hosted by ImageShack.us
canselgirl
Image Hosted by ImageShack.us
brcayd
Image Hosted by ImageShack.us
hepsibeyzaoruc
Image Hosted by ImageShack.us
rozellagirl
Image Hosted by ImageShack.us
angela0001
Image Hosted by ImageShack.us
fulinkiz
Image Hosted by ImageShack.us
pamukulkesi
Image Hosted by ImageShack.us
buseylewinx
Image Hosted by ImageShack.us
belkisperi
Image Hosted by ImageShack.us
busugirl
Image Hosted by ImageShack.us
pembeprensessena
Image Hosted by ImageShack.us
mervekiz1
Image Hosted by ImageShack.us
winxkizlari98
Image Hosted by ImageShack.us
guneskiz98
Image Hosted by ImageShack.us
perikizikardelen
Image Hosted by ImageShack.us
tatliblog8
Image Hosted by ImageShack.us
happydefne
Image Hosted by ImageShack.us
busegirl13
Image Hosted by ImageShack.us
winxclubvegruphepsi98
Image Hosted by ImageShack.us
minikmenekse99
Image Hosted by ImageShack.us
hepsiciler85
Image Hosted by ImageShack.us
bratzsasha
Image Hosted by ImageShack.us
anketlerle
Image Hosted by ImageShack.us
bloommerve866
Image Hosted by ImageShack.us
sinem yağcı
Image Hosted by ImageShack.us
happyceyda
Image Hosted by ImageShack.us
gizemlehepsi1
Image Hosted by ImageShack.us
lalissgirl
Image Hosted by ImageShack.us
gizosunblogu729
Image Hosted by ImageShack.us
prenseskizbeyza
Image Hosted by ImageShack.us
hepsiningunlugu
Image Hosted by ImageShack.us
istekdunyam
Image Hosted by ImageShack.us
minikwinxciler123
Image Hosted by ImageShack.us
odevlereyardim
Image Hosted by ImageShack.us
happymeltem
Image Hosted by ImageShack.us
qizeminrenklidunyasi
Image Hosted by ImageShack.us
renklidunyamiz1
Image Hosted by ImageShack.us
kuzenlerblogu
Image Hosted by ImageShack.us
mutlulukkapinda
Image Hosted by ImageShack.us
siyahbilye
Image Hosted by ImageShack.us
barbiegirlsgirls
Image Hosted by ImageShack.us
asenakiz
Image Hosted by ImageShack.us
pelinmerve
Image Hosted by ImageShack.us
SeViL :P:P
Image Hosted by ImageShack.us
unlulervemoda
Image Hosted by ImageShack.us
baharatdankodlar
Image Hosted by ImageShack.us
dilaekinci06
Image Hosted by ImageShack.us
sihirkizi
Image Hosted by ImageShack.us
gizemkizz
Image Hosted by ImageShack.us
altinlovelygirl
Image Hosted by ImageShack.us
fulingirl
Image Hosted by ImageShack.us
ssnstarsue
Image Hosted by ImageShack.us
elifvemoda
Image Hosted by ImageShack.us
candykardesler2
Image Hosted by ImageShack.us
ruzgarkizz

İyİlİk
GüZeLLİk
Ve
AşK
PeRiSi
AkAsYa
AlTıN
PaTeN

MY HOUSE ON WEB


Bannerlerim Image Hosted by ImageShack.us

Image Hosted by ImageShack.us

*


10/11/2008 - 10 Kasım-ATATÜRK

Kategori: vatanimiz

ATATÜRK-10 KASIM



10 Kasım 1938. Yüzyılların ötesinden gelen bir çığlığın, kendisini bin yıllar sonrasına taşıyacak o devasa koridora açıldığı o gün. Düşüncenin kanat takıp uçtuğu, engin bir sevda düşüyle gökyüzünün çalkalandığı o gün. O bitimsiz mavi anlatı.
Ve o 10 Kasım’ın 61 yıl sonraya yansıyan mavi ışıldayışlı gözlerindeki gerçe.
Zaman zaman dindiğim fırtınalarda, kimi gün söküldüğüm aydınlıkta, bazen de ısındığım kavgamda mavi bir ayrıntı adı yankılandıysa eğer, eğer sonsuzluğa kanat çırpan o martıya gebeyse zaman ve dudaklarda bayraklaşan O’nun adıysa eğer, demek ki her 10 Kasım’a umudu yayan her bir tören, her bir insan, her birinde taptaze bir bahar sabahı esintisince yepyeni başlangıçlar yaymış halkın dingin düşlerine ve o umut açmış düşlerin gerçeğe döndüğü anların kapısını.
Bugün 61 yıl sonra Ata’yı anarken bizce önemli olan Zübeyde Hanım’ın oğlu, vaktiyle 70/75 kilo ağırlığında ve 1.65 kadar boyunda olan ve 10 Kasım 1938’de aramızdan ayrılan bu ölümlü insanı hatırlamaktan çok O’nu göremeyen kuşakların, yüz milyonlarca Türk’ün daha yıllar boyu bağlılık duyacakları, ulusça daha yıllarca bir ışık kaynağı olarak kendisine başvurulacak olan varlık, “Ölümsüz Devlet Adamı Atatürk” ya da “Düşünceler, ilkeler, amaçlar ve inançlar için kavgalardan kurulu manevi varlık olan Atatürk” olmalıdır.
İşte bizi devlet adamı Atatürk’ün karşısına götüren gerçek budur…
Yani Atatürk Safiye Hanım’ın değil de Hamiyet Hanım’ın sesini daha çok beğenseydi, çocukluğunda karga kovalamamış, parlarda oynamış olsaydı yahut fasulye ve pilavı değil de pırasa ve baklavayı daha çok sevseydi, kısacası etten ve kemikten kurulu, çoktan ölmüş Mustafa Kemal’in tercihleri şöyle değil de böyle olsaydı, biz Atatürk’ü yine aynı ölçüde sevecektik.
Biz fizik Mustafa Kemal’in bu tercihlerini öğrenerek Atatürk’e biraz daha yaklaşmadık ve O’nu daha yakından tanımış olmadık.
Ya ne oldu?
Uzun süren bir savaştan yaralı, yorgun ve fakir çıkmış bir milleti aydınlık yola yöneltmiş olan, yaptığı devrimler ve attığı adımlarla gelecekteki ilerleme ve gelişmenin temellerini atan ve şartlarını hazırlayan Atatürk’ü tanıdık.
10 Kasım’da hepimize düşen görev geriye dönüp bir bakmak ve dürüst ve samimi olarak nerede bulunduğumuzu görebilmektir.
61 yıldır her 10 Kasım’da söylenegelen her şeyi bir buket yapıp bizden öncekilere sunalım. Sonra bir bakalım. O buketin bıraktığı boşluğa biz neler koyabileceğiz. Bakalım o boşluğun hakkını verebilecek miyiz?
Ebediyete akıp giden 61. yıldönümleri beklemeksizin, her yıl bir buket yapmalı arda kalanlardan ve daha büyük bir buket için kolları sıvamalıyız.
“Bugün O’nun için ne yaptım? ” sorusunu kendimize sormalı, dün, yarın ve tüm günlere yaymalıyız bu bitmez senfoninin berrak ezgisini…
O halde haydi bizi ülkemin aydınlık geleceğine götürecek yola hep birlikte çıkalım ve haydi karanlığın tabutuna bir omuz da biz verelim. Ki gün ışısın dalga dalga ki sonsuzluk aksın ılık ılık, ki koşalım haydi 10 Kasım trenine yetişelim. Acıların, yıkıntıların üzüntüsünü karanlığı garda bırakıp temiz bir geleceğe yollanalım hep birlikte.
Bir kez daha yaşayalım o ince ayırdı;
“Ne mutlu Türk olana.” değil, “Ne Mutlu Türk’üm Diyene! ” diyelim ve öylece haykıralım karanlığın üstüne…

BUGÜN HERKESİ MSN VE CHATTEKİ AVATARLARINA ATATÜRK'ÜN AVATAR VE YA RESİMLERİNİ KOYMAYA DAVET EDİYORUM.

Atatürk ve bayrak avatarları

Atatürk avatarları 1 Atatürk avatarları 2 Atatürk avatarları 3 Atatürk avatarları 4

Atatürk avatarları 5 Atatürk avatarları 6 Atatürk avatarları 7 Atatürk avatarları 8
Asker resimleri siteler için Bayrak resimleri msn resimleri msn resimleri Atatürk resimleri Atatürk msn resimleri bayrak msn resimleri Atatürk msn resimleri msn resimleri msn resimleri msn resimleri msn resimleri msn resimleri msn resimleri msn resimleri msn resimleri msn resimleri msn resimleri msn ay yıldız hareketli bayrak resimleri msn resimleri msn avatar msn avatarları Türk Bayrağı dini msn resimleri Bayrak msn resimleri Ay Yıldız bayrak resimleri Türk Bayrağı msn resimleri Yeniçeri avatar Ağlayan asker

 

 

 

 

Resim 

ATATÜRK'ÜN RESİMELRİNE DEVAM









ULU ÖNDERİMİZİ SAYGIYLA ANIYORUZ!!!!



Saygılarımla
Altın Paten Elif(Akasya)

2 YorumYorum yaz!Bağlantı

10/11/2007 - 10 kasım türkiye kan ağlıyor.

Kategori: vatanimiz


                         


Harbiye'deki Harp Akademisinden mezun olan Kurmay
 Yüzbaşı Mustafa Kemal (11 Ocak 1905)






Şam'daki Otuzuncu Süvari Alayında görevliyken (1905
- 1906)




Karargahı Şam'da bulunan Beşinci Ordu'daki görevi
 
başında,
Beyrut'ta arkadaşlarıyla





Mustafa Kemal arkadaşları ile İstanbul'da (1909)
 
CEP SAATİ



Atatürk, bütün hayatı
boyunca, ölümden korkmayan ve ölüme meydan okuyan,
tabir yerindeyse gözünü budaktan esirgemeyen bir kahramandı.
Hakkında çıkarılan idam kararlarına, düşman kurşunlarına aldırmayan,
cephedeki savaşı karargâhtan yöneten bir komutan savaş meydanlarında
en önde, bazen de siperlerin içinde Mehmetçikle
omuz omuza nöbet tutan, kurşunlara karşı göğsünü siber
eden bir askerdi.
Düşmanın bir kör kurşununa saati siperi olmuştu
da Allah (c.c) Atatürk’ü Türk milletine bağışlanmıştı..
Atatürk bu hadiseyi şöyle anlatıyor:

- “Ölüm doğru en çok atılanlardan birisiyim…
Kurşun ve gülle yağmuru altında birçok müharebelere iştirak ettim
… Hatta ölüm bir defa kalbimin üstünden geçti.
Kalbimin üzerinde bir cep saati vardı. Ve bu saat şarapnel
parçasının şiddetini kırdı.” (1)

Ruşen Eşref hâdiseyi şöyle anlatıyor:

- “Ortalık açıldıktan sonra idi ki, düşman hakikaten
Conkbayırı’nı cehenneme çevirmişti …
Denizden, karadan, büyük çaplı topların
muhtelif cinsten mermileri Conkbayırı semasında bitmez tükenmez
yıldırımlar vücuda getiriyordu.”

Buraya kadar muhaverimizi, sâkin bir vaziyette
dinleyen yüzbaşı Cevat Bey; Paşa’nın
yâveri, kalın, sertliği hoşa giden bir sesle:

“Bu şarapnel misketlerinden bir tanesi de Paşa’nın
göğsünü okşamıştı! Dedi. “Nasıl?” dedim.

“Bulunduğumuz yer, tamamen muhacimlerin
(hücum edenlerin)
arası idi. Paşa da ilerleyen etrafımızı seyrederken,
göğsüne bir şeyin gayet kuvvetle çarptığını duymuştu.
Evet, sağ tarafta, ceketinde bir kurşun yeri gördüm.
Yanımda bulunan zabit (şimdi Kütahya mebusu M. Nuri Bey):
(yayılırsa)
askerlerimizin kuvve-i maneviyesi üzerinden yapacağı
menfi tesiri düşündüm. Elim ile zabitin ağzını kapattım.

“Sus!” dedim. Cevat Bey devamla:

“Bir şarapnel misketi göğsünün sağ tarafına tam
saatin bulunduğu cebe isabet etmişti. Saat parça parça
oldu… Fakat o darbe Paşa’nın göğsünde
hafif bir leke bırakmaktan başka ileri geçmemiştir.” Dedi.

“Pekiyi, siz bu yaranızla uğraştığınız esnada,
askerleriniz ne yapıyordu? Hücumla devam ediyor mu idi?”

“Tabi. o kahramanlar, başlarında fedakâr zabitleri olduğu hâlde,
gayr-i kabil-i tevkif (durdurulamaz) savletleriyle (saldırışları ile)
ilk düşman hattını bire kadar boğdular. Bundan başka,
önlerine tesadüf eden, imdada gelen bütün düşman kıtalarını
perişan ettiler. Hatta izim münferit aksamımız (kısımlarımız)
boş buldukları istikametlerden denize kadar gitmişlerdir.”
TÜRK MİLLETİNİN KARA GÜNÜ

10 KASIM 1938


1938 yılının Kasım ayı... Atatürk uzun bir süredir hasta... Türk ulusu
korku içinde... Herkesin kulağı radyoda... Radyoda yayınlanan
haberlerde... Günlerden 10 Kasım Perşembe... Sabah saatleri...
Radyonun yayını birden kesildi ve spiker Baki Süha Edipoğlu sesi
titreyerek önündeki metni okumaya başladı: “Türkiye Cumhuriyeti
Hükümeti’nin resmi tebliğidir. Müdavi ve müşavir tabiplerin neşredilen
son raporu, Atatürk’ün dünyaya gözlerini kapadığını bildirmektedir.
 


ATATÜRK'ÜN ÖLÜM TUTANAĞI




Bu acı hadise ile Türk Vatanı büyük yapıcısını, Türk milleti ulu şefini,
insanlık büyük evladını kaybetti. Milletimize içimiz yanarak, bu tarife
sığmayan ziyadan dolayı en derin taziyelerimizi sunarız.
Kederlerimizin tesellisini ancak ve ancak onun en büyük eserine
bağlılıkta ve aziz vatanımızın hizmetinde ararız. Şurasını da her şeyden
evvel beyan etmeliyiz ki, ölmez olan onun en büyük eseri Cumhuriyet
Türkiye’sidir. Hükümetimiz içinde bulunduğumuz bu mühim anda,
 
bugüne kadar olduğu gibi dikkatle vazife başındadır. Müesses olan
nizam ve vaziyeti idame hususunu, Büyük Türk Milleti’nin hükümetiyle
tek vücut olarak teyit ve temin edeceğine şüphe yoktur. Teşkilat-ı
Esasiye Kanunu’nun 33. maddesi mucibince; Büyük Millet Meclisi Reisi
Abdülhalik Renda, Reisicumhur vekaleti vazifesini deruhte etmiş ve
ifaya başlamıştır. Gene Teşkilat-ı Esasiye Kanunu’nun 34. maddesi
mucibince Büyük Millet Meclisi derhal yeni Reisicumhurunu intihab
edecektir. Türkiye’nin en büyük makamına, Teşkilat-ı Esasiye
 Kanunu’na göre geçecek zatın etrafında hükümetiyle, şanlı ordusuyla
ve bütün kuvvetiyle Türk milleti sarsılmaz bir varlık olarak toplanacak
ve yükselmesine devam edecektir. Bugün ayrılığına ağladığımız büyük
şefimiz Atatürk, her vakit Türk Milletine güvendi. Eserlerini bu güvenle
yaptı. İdamesi esbabını da istikmal ederek güvenle büyük milletimize
bıraktı. Ebedi Türk Milleti, onun eserlerini ebediyetle yaşatacaktır. Türk
Gençliği onun kıymetli vediası olan Türkiye Cumhuriyeti’ni daima
koruyacak ve onun izinde yürüyecektir. Kemal Atatürk, Türk tarihinde
ve gönlünde daima yaşayacaktır.” Geciken teşhis Türk ulusu ve tüm
dünya radyoda yayınlanan bu bildiriyle Atatürk’ün ölümünü öğrenmiş
oldu. Ve derin bir yas başladı. Siroz hastalığı Atatürk’ü 57 gibi erken
bir yaşta ölüme mahkum etmişti. Bu ölüm daha sonra üzerinde yıllarca
 konuşulan, tartışılan, üzerine kitaplar yazıldığı halde asla tam olarak
aydınlanmayan bir sorunun başlangıcı oldu. Atatürk’ün hastalık teşhisi
neden on yıla varan bir gecikme ile konabilmişti? Ata’nın hastalık
belirtileriyle sarsılmaya başladığı ilk yıllarda teşhis ve hastalığın takibi
için kullanılan biyopsi ve kan tahlilleri henüz yapılamıyordu ama yine
 
de ilk krizi yaşadığı 1923 Kasım’ından burun kanaması ve kaşıntıların
 başladığı 1928 Ocak’ına kadar ortaya çıkan belirtilerin isabetle
değerlendirilmemiş olması düşündürücüdür. “Fazla yorgunluktan doğan
 asabi bir hal” Cumhurbaşkanı seçildikten sonra Atatürk’ün sağlığı
konusunda ilk haber Kasım 1923’te çıktı. Cumhuriyet ilan edileli henüz
 10 gün olmuştu. Atatürk, öğle yemeği sırasında sofra başında birden
bire bir kriz geçirdi. Latife Hanım’ın tedavisi için orada bulunan Dr.
 Refik Saydam Bey Ata’ya bir morfin iğnesi yaptı ve krizi geçirdi. İki
gün sonra bir kriz daha geldi. Bu ilkinden biraz daha hafifti. Bunun
 üzerine kalp mütehassısı Dr. Neşet Ömer Bey, İstanbul’dan Ankara’ya
çağrıldı. Doktor, Atatürk’ü muayene ettikten sonra rahatsızlığının “çok
çalışmaktan ve yorulmaktan ileri gelen asabi bir hal” olduğunu söyledi.
 
Dinlenme, alkol, tütün ve kahveyi azaltması gerektiğini öğütledi. Gazi 
Mustafa Kemal Atatürk iki ay rejim yaptıktan sonra sağlığına kavuştu
 ve tamamen iyileşti.

Aradan 3 yıldan fazla zaman geçti. 22 – 23 Mayıs 1927 gecesi Gazi bir
 
kriz daha geçirdi. O günlerde tarihi büyük nutkunu hazırlıyordu ve
zaman zaman otuz saat aralıksız çalıştığı oluyordu. Doktorlar bu krizin 
“fazla yorgunluktan doğan asabi bir hal” olduğunu söylediler. 
Berlin’den gelen Prof. Dr. Von Romberg Atatürk’ün çok sigara 
içmekten ileri gelen bir anjin geçirmiş olduğunu söyledi. Kasım 1936’da
Atatürk yeni bir rahatsızlık geçirdi. Dr. Refik Saydam ile Dr. Asım
İsmail Arar Atatürk’ün göğsünde “ihtikan” yani kan toplanması ve
kan
uyuşması belirtileri buldular. Eğer dikkat edilmezse bunun zatürreye
 dönüşeceğini söylediler. Zatürre o yıllarda tehlikeli bir hastalıktı.
 Atatürk doktorların öğütlerini ilk kez harfi harfine yerine getirdi ve
kısa bir süre sonra iyileşti. 1937 yılı sonlarına doğru Atatürk’ün
sağlığının bozulduğu yönünde söylentiler çıkmaya başladı. Bu
söylentiler diplomatlar arasında çıkmıştı. Hatay sorunun en gergin
olduğu bir ortamda böyle söylentilerin çıkması doğru değildi ve Atatürk 
hastalığının yurtdışında duyulmasını hiç istemiyordu. Diplomatlar
raporlarında Atatürk’ün yakında ölebileceği ihtimalini de belirtiyorlar
ve Türk devlet gemisinin birdenbire motorsuz ve dümensiz kalacağı o
gün için hazırlıklı olmak gerektiğini söylüyorlardı. Atatürk için ilaç
siparişlerinin başladığı tarih 1938 yılının ilk günleridir. Atatürk 1938
yılına biraz hasta girdi. Doktor tavsiyeleriyle ilaç almaya, maden suyu 
içmeye ve özel bir rejim yapmaya başladı. Atatürk’ün hastalığı
konusundaki ilk açıklamayı 24 Şubat 1938 akşamı Dışişleri Bakanı
Tevfik Rüştü Aras, Ankara’daki İngiliz Büyükelçisi’ne yaptı ve Ata’nın
“soğuk almış” olduğunu söyledi. Atatürk’ün hastalığı konusundaki ilk
resmi açıklama da 30 Mart 1938 akşamı Cumhurbaşkanlığı Genel
Sekreterliği’nden Anadolu Ajansı aracılığıyla yapıldı ve Atatürk’ün 
“grip” olduğu söylendi. “Bu iyileşme sonun gecikmesidir” Atatürk’ün 
sağlığından ümidin kesildiğini ilk kez Ankara’daki İngiliz Büyükelçisi 
19 Ekim 1938 günü Londra’ya yazdığı “önemli” kaydını taşıyan iki
satırlık telgrafla duyurdu: “Korkarım ki, Cumhurbaşkanı’nın durumu
 ümitsiz ve her an ölebilir. Krala duyuruldu.” 19 Ekim akşamı İngilizler
 cenaze töreni için hazırlıklara başlarken, Atatürk ilk komasından henüz
çıkamamıştı ama üç gündür süren öldürücü kriz yavaş yavaş geçmeye
başlamıştı. Atatürk’ün iyileşmeye başlaması üzerine 20 Ekim günü
elçiliklere iletilen Atatürk’ün sağlık raporu şöyleydi: “Geceyi çok rahat 
geçirdiler. Asabi araz zail olmak derecesinde azalmıştır. Umumi hal
daha iyi, nabız muntazam 102, teneffüs 20, hararet derecesi 36.8’dir.”
Bu dört gündür yayınlanan sağlık raporlarının yedincisiydi ve
diğerlerinden daha ümit vericiydi. 20 Ekim Cuma günü Atatürk 
komadan çıkmak, kendine gelmek üzereydi. O gün İngiliz Büyükelçisi 
Sir. P. Loraine, Londra’ya şu telgrafı çekti: “Cumhurbaşkanının genel
 durumunda hafif bir iyileşme var.Gizli: İyileşme sadece sonun
gecikmesidir. O’nu ancak bir mucize kurtarabilir. Öğrendiğime göre
 vücudunda biriken su beyne gitmiş ve kendisini mantığından mahrum
 etmiştir. Krala duyurulması mercudur.” Atatürk komadan çıkar
 çıkmaz devlet işlerinin nasıl gittiğiyle ilgilendi ve çevresindekilerden 
bilgi aldı. O yıl kutlanacak olan Cumhuriyet’in 15. yıl kutlamaları
Atatürk’ün rahatsızlığı dolayısıyla çok sönük geçti. TBMM’de yapılan
törende tebrikleri Cumhurbaşkanı adına TBMM Başkanı Mustafa
Abdülhalik Renda kabul etti. Atatürk Dolmabahçe’deki yatağındaydı ve 
o günü ve o geceyi çok düşünceli geçirmişti. Atatürk 15. Cumhuriyet
 Bayramı dolayısıyla Türk ordusuna son bir defa seslenmek, orduya
görevini hatırlatmak gereği duydu ve Mareşal Fevzi Çakmak’la birlikte
Başbakan Celal Bayar’ın okuduğu aşağıdaki metni hazırladı:Hasta
yatağından Ordu’ya hitap “Zaferleri ve mazisi insanlık tarihi ile
başlayan, her zaman zaferle beraber medeniyet nurlarını taşıyan
kahraman Türk Ordusu: Memleketini en buhranlı ve müşkül anlarda
 zulümden, felaket ve musibetlerden ve düşman istilasından nasıl
korumuş ve kurtarmış isen Cumhuriyetin bugünkü feyizli devrinde de
askerlik tekniğinin bütün modern silah ve vasıtaları ile mücehhez
olduğun halde vazifeni aynı bağlılıkla yapacağına hiç şüphem yoktur.
Bugün Cumhuriyetin 15. yılını mütemadiyen artan bir refah ve kudret
içinde idrak eden büyük Türk milletinin huzurunda kahraman ordu,
sana kalbi şükranlarımı beyan ve ifade ederken büyük ulusumuzun
iftihar hislerine de tercüman oluyorum.

Türk vatanının ve Türklük camiasının şan ve şerefini dahili ve harici her
türlü tehlikelere karşı korumaktan ibaret olan vazifeni her an ifaya
hazır ve amade olduğuna benim ve ulusumuzun tam bir inanç ve
itimadımız vardır. Büyük ulusumuzun orduya bahşettiği en son sistem
 fabrikalar ve silahlar ile bir kat daha kuvvetlenerek büyük bir
feragatinefis ve istihkarı hayat ile her türlü vazifeyi ifaya müheyya
olduğunuza eminim. Bu kanaatle kara, deniz, hava ordularımızın
kahraman ve tecrübeli kumandanları ile subay ve eratını selamlar ve 
taktirlerimi bütün ulus müvacehesinde beyan ederim. Cumhuriyet
Bayramının 15. yıldönümü hakkımızda kutlu olsun.” Son koma.
 Atatürk’ün son komasının tarihi 8 Kasım’dır. Doktorların en çok
korktukları biriken suyun Atatürk’ün vücudundan alınması sorunuydu.
Çünkü birinci defa karnı delinip su alındıktan sonra Atatürk komaya
girmişti.Bir defa daha komaya girerse artık kurtulamayacağını
doktorlar çok iyi biliyorlardı. Atatürk’ün doktorları Fransız Profesör
 Fiessinger’e telgrafla akıl danışıyordu. Fransız doktor bazı öğütlerde
 bulunuyordu ama bu öğütler uygulansa bile vücudunda biriken su
çekilince arkasından koma durumunun geleceği belli gibiydi. Bu da
Atatürk’ün ölümü demekti. Bu yüzden doktorlar Atatürk’ün
vücudunda biriken suyun çekilmesini mümkün olduğunca ertelemeye
çalışıyorlardı. 7 Kasım günü Atatürk artık daha fazla 
dayanamayacağını vücudundaki suyun derhal alınmasını emretti. Onu 
oyalamaya çalışan doktorlara sinirlenen Atatürk, çaresizlik içinde suyu 
alma hazırlığı içinde olan doktorlar odadan çıkınca Hasan Rıza Soyak’a
 döner ve kızgın bir sesle; “Niçin tereddüt ediyorlar, olacak olur” der.
Aynı gün doktorlar Atatürk’ün vücudundaki suyu çekmeye başlarlar.
Kendisi suyun hepsinin çekilmesini ve kaç litre su alındığının
sayılmasını istemiştir ama doktorlar suyun hepsini çekmeye gitmemiştir.
 Vücudundan altı litre su alındığı halde kendisine 12 litre su alındığını
söylemişlerdir. Atatürk vücudundaki suyun kısmen alınmasından
yaklaşık 30 saat sonra, yani 8 Kasım günü saat 19.00 sularında ikinci
komasına girmiştir. “Aleykümselam” Atatürk’ün Genel Sekreteri Hasan
 Rıza Soyak, Ata’nın bir daha çıkmayacağı ikinci komasından önce
olanları şöyle anlatıyor: “O gün son gıda olarak saat 17.15’te dört kaşık 
elma suyu almıştı. Saat 18.35’te fenalaştığını bildirdiler. Dairesine
koştum. Atatürk yatağının ortasına oturmuş, iki elini yanlarına dayamış
mütemadiyen öğürüyor ve ‘Allah kahretsin’ diye söyleniyordu. Ara sıra
 da hizmetçilerin tuttukları tasa koyu kahverengi pıhtılaşmış kan
çıkarıyordu. Nöbetçi doktor Abreveya ile o sırada yetişen Prof. Neşet
Ömer İrdelp, kendisine yine bir taraftan ilaçlar enjekte etmeye, bir
taraftan da buz parçaları yutturmaya başladılar. Bir aralık sağında
bulunan tuvalet masası üzerindeki saate baktı. Herhalde iyi
göremiyordu ki bana ‘Saat kaç?’ diye sordu. ‘Yedi efendim’ dedim.
Aynı suali bir iki defa daha tekrar etti. Bu Ata’nın son sorusuydu. Biraz
 sükunet bulunca yatağa yatırdık.Başucuna sokuldum. ‘Biraz rahat
ettiniz değil mi efendim’ diye sordum. ‘Eeee’dedi. Arkamdan Neşet
Ömer İrdelp yanaşıp rica etti. ‘Dilinizi çıkarır mısınız efendim?’ Dilini
ancak yarısına kadar çıkardı. Doktor İrdelp tekrar seslendi. ‘Lütfen
biraz daha uzatınız.’ Nafile.. Artık söyleneni anlamıyordu. Dilini
uzatacağı yerde tekrar tamamen çekti. Başını biraz sağa çevirerek Dr.
İrdelp’e dikkatle baktı ve ‘Aleykümselam’ dedi. Bu onun son sözü 
oldu.” Memleket meseleleri Atatürk 29 Ekim Cumhuriyet bayramında
olduğu gibi 1 Kasım 1938'de Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin açılış
töreninde de bulunamadı. Hazırladığı açılış nutkunu Başbakan Celâl 
Bayar okudu. Atatürk bu nutkunda ülkenin imarı, sağlık hizmetleri ve
ekonomi konularındaki faaliyetleri açıkladı. Bundan başka eğitim ve
kültür konularına da temas edip gençliğin millî şuurlu ve modern 
kültürlü olarak yetişmesi için İstanbul Üniversitesi'nin geliştirilmesi,
 Ankara Üniversitesi'nin tamamlanması ve Van Gölü civarında bir
üniversitenin kurulması için çalışmaların yapıldığını belirtti. Türk Tarih
ve Türk Dil kurumlarının çalışmalarından duyduğu memnuniyeti
açıkladı. Ayrıca Türk gençliğinin kültürde olduğu gibi spor sahasında
da idealine ulaştırılması için Beden Terbiyesi Kanunu'nun uygulamaya
konulmasından duyduğu memnuniyeti belirtti. Atatürk, ölümüne kadar
 memleket ve devlet meselelerinden bir an olsun uzak kalmamıştı. Tören
 ve cenaze 16 Kasım günü Atatürk'ün tabutu, Dolmabahçe Sarayı'nın
büyük tören salonunda katafalka konuldu. Üç gün üç gece, gözü yaşlı
bir insan seli ulu önderine karşı duyduğu saygı, minnet ve bağlılığını
ifade etti.
Cenaze namazı 19 Kasım günü Prof. Şerafettin Yaltkaya tarafından
kıldırıldı. On iki generalin omzunda sarayın dış kapısına çıkarılan 
tabut, top arabasına konularak, İstanbul halkının gözyaşları arasında
Gülhane Parkı'na götürüldü. Buradan bir torpido ile Yavuz zırhlısına
 nakledildi. Büyük Ada açıklarına kadar, donanmamız ve törene
katılmak için gelmiş olan yabancı gemilerin eşlik ettiği Yavuz zırhlısı
cenazeyi İzmit'e getirdi. Burada Yavuz zırhlısından alınan cenaze, özel
bir trene kondu. Atalarına son saygı görevlerini yapmak üzere toplanan
halkın kalbinde derin bir üzüntü bırakarak Ankara'ya getirilmek üzere
hareket edildi. Atatürk'ün vefatı üzerine cumhurbaşkanı seçilen İsmet
İnönü, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı, bakanlar, Genelkurmay
Başkam, milletvekilleri ile ordu ve devlet ileri gelenleri tarafından
karşılanan cenaze, Türkiye Büyük Mîllet Meclisi önünde hazırlanan
 katafalka kondu. Ankara halkı da onun cenazesi önünden saygıyla
geçerek son görevini yaptı. 21 Kasım 1938 Pazartesi günü, sivil ve askerî
 yöneticiler ile yabancı devlet temsilcilerinin hazır bulunduğu ve on
binlerce insanın katıldığı büyük bir tören yapıldı. Daha sonra
Atatürk'ün tabutu katafalktan alınarak Etnografya Müzesi’nde
 hazırlanan geçici kabre kondu. Anıtkabir Türk milleti daha sonra, bu
büyük insana layık, Ankara Rasattepe'de bir Anıtkabir yaptırdı. 10
Kasım 1953'te Etnografya Müzesinden alınan Atatürk'ün naşı
Anıtkabir'e getirildi. Burada yurdun her ilinden getirilmiş olan vatan
toprakları ile hazırlanan ebedî istirahatgâhına yerleştirildi. Atatürk’ün
Anıtkabir’e naklini Prof. Dr. Kamile Şevki Mutlu’nun 14 Mart 1964 Tıp
Dergisine yazdığı yazıda şöyle anlatıyor: “8 Kasım 1953 Pazar. Gece
saat 23.00. Ankara Yüksek caddesindeki evimde yatağımdayım.
Başucumdaki telefon sesiyle gözümü açıyorum. Bademcik foküsüne
bağlı sepsisten ateşim o gün 11 defa 40’a çıkmış inmiş ve beni pestile
 çevirmişti. Salondaki telefonda konuşmaya başlayan eşim Dr. Nusret
Mutlu’nun sesini işitiyorum. Az sonra yatağıma geliyor ve Ankara valisi
 seninle konuşmak istiyor diyor. Vali, Ata’nın naşının anıt kabre nakli
için kurulmuş ve o saatlerde çalışmakta bulunan komite namına beni
vazifeye davet ediyordu. Tahnitli olarak muhafaza edilmekte olan azizi
ölünün naşı, ananeye uyularak toprağa verileceğinden tarafımdan
muayenesini kararlaştırmışlar. Basiretim bağlanmış olacak, hastalığımı
anlatarak bu vazifeyi başka bir meslektaşımın yerine getirmesini ileri
sürüyorum. Konuşmanın mahiyetini fark eden eşim, telefonda benim
üzerimdeki ısrarlar iştirak ile “ben seni sarar sarmalar götürürüm, bu
fırsat kaçırılır mı, tarihi vazife diye telaşlı işaretler yapıyor ve bir şeyler
daha fısıldıyor.. Birden irkiliyorum ve ‘peki gelirim’ diyorum. Ertesi
sabah 9 Kasım 1953 Pazartesi. Etnografya müzesinde aziz ölünün
huzurundayız. Titriyorum. Eşim bütün kuvvetiyle tutmasa yere
yuvarlanacağım. Komite üyeleri solumda geride duruyorlar. Yüksek
teknik öğretmen okulundan on öğretmen önümdeler. Bana yardımcı
olarak geceden isimlerini verdiğim adli tıp doçenti, kıymetli ve vefakar
eski mesai arkadaşım Dr. Cahit Özen, Histoloji asistanım Dr. Şeref
Yazgan ve Ankara Numune Hastanesi otopsi salonunda vaktiyle uzun
 yıllar benimle beraber çalışmış emektar Salih Kebapçı yanımdalar;
gözümün içine bakıyorlar, çıt yok. Genç öğretmenlere gül ağacından
yapılmış tabutun kapağını açmalarını söylüyorum. Ne çevik ve enerjik 
bir çalışma Vidaların sökülmesi dakika bile almıyor. Kapak kaldırıldı.
Şimdi lehimli kurşun tabut görünüyor. Bunun kapağının yalnız üç
kenarında lehimin sökülmesini istiyorum; bu da hemen yerine
getiriliyor. Lehimi sökülmeyen kenarı üzerinde çevrilerek kapağın
açılmasıyla derin bir huzura kavuşuyorum; çünkü naaş ile tabut
arasındaki boşlukları silme dolduran ince talaş tozu ıpıslak. Ve tahnit 
solüsyonundaki şimik maddelerin kokusunu almaktayım. Heyecanım
artıyor. Demek Ata’nın maddi varlığını, fani hayatına son verdiği 
andaki durumu ile görebileceğim. Halbuki kulaklarımıza ne
dedikodular gelmişti; tahnit iyi yapılmamış, pütrifikasyon neticesi
husule gelen gazlarla tabut patlamış, nöbetçi er korkusundan bayılmış
vs. vs... Bu söylentilerden bir patolog olarak yıllarca nasıl üzülmüştüm.
Şimdi ise şu ıslak talaş tozu bana her işin yolunda yapılmış olduğunu
kesin olarak haber veriyordu. Talaş tozu tabutun ayak tarafına doğru
toplandı. Naaş kahve rengi muşamba ile sarılı olarak göründü. Yüzünü
örten ıslak pamuk kitlesi kaldırıldı ve Ata’nın mü-heykel yüzü ile
karşılaştım. Ata ve eseri bir an birbirimize bakıştık sanki... Uzun
kaşlarından ince bir tutam sol göz kapağının üzerine inmiş, Ata sanki,
 15 yıl önce Dolmabahçe Sarayı’ndaki hasta yatağında uyuyor...
Ağzımdan hemen şu sözler döküldü: Bu tahniti eski Gülhane
hocalarından Prof. Dr. Lütfi Aksu yapmıştı. Kendisi iki sene önce
rahmetli oldu. Nur içinde yatsın. Evet, ideal bir tahnitti bu. Rahmetli
hoca kullandığı solüsyondan birer şişeye doldurup ağızlarını lehimlemiş,
üzerlerine yapıştırdığı etiketlere terkibini kaydetmeyi de ihmal etmemiş
 ve bunları Ata’nın kolları arasına yerleştirmişti. Başımı çevirdiğim
zaman kimse nefes bile almıyor zannettim. Aşağıda duran komite
üyelerine ‘Yüzünü görmek ister misiniz’ dedim. Ansızın bir ürperti, bir
geri çekilir gibi hareket ve sonra yine derin bir sükut... Saygı duruşunda
bulunan subaylara varıncaya kadar, herkesin bir bir katafalka çıktığını 
ve Abdülhalik Renda’nın aziz ölünün yüzü ile karşılaşır karşılaşmaz
tabutun yanına yıkıldığını unutamam. O arada Doç Dr. Cahit Özen
elimi öpüyor ve heyecanla şunları söylüyor: ‘Hocam sağ olun, bana bu
tarihi günü yaşattınız.’

Komite üyelerine naşın tahta tabuta hemen
 o gün konulmasının
mahzurlarını ve bu işin anıt kabre nakil töreninin yapılacağı ertesi
sabahın erken saatlerine bırakılmasının fenni zaruretini açıklıyorum.
Numune hastanesine gönderdiğim Dr. Şeref Yazgan’a bir miktar
fiksatör hazırlatıp kurşun tabut içine ilave ediyoruz. Kapak yeniden 
lehimleniyor. Üzerine gül ağacından tabut kapağı da konuluyor ve
 oradan ayrılıyorum. Ertesi gün 10 Kasım 1953 Salı. Yataktan
 kalkamayacak haldeyim. Doç. Dr. Cahit Özen, Dr. Şeref Yazgan ve
emektar Salih bir gün önce verdiğim talimat üzerine çalışacaklar.
 Kendim işin başında bulunamayacağımdan huzursuzlaştığımı gören
eşim bu ekibe katılmak üzere erkenden evden çıkıyor. Ne yazık ki ben 
hiç olmazsa töreni radyodan rahat rahat izleyecek durumda dahi
değildim. Naşın toprağa verilmesine kadar oradan ayrılmayan eşim
 akşam eve döndüğünde, Ata’nın gözkapaklarını düzeltirken ellerinde
 kalmış olan kaşlardan birkaç tane getirdi. Çok ilgi çekici bir olayı da
 anlattı. Aziz ölü tahta tabuta nakledilirken, birisi Doç. Dr. Cahit
 Özen’e katlanmış küçük bir kağıt uzatarak ‘Hemşehrisi yolladı,
koynuna koyacakmışsınız’ demiş. Cahit Özen kağıdı açıp bakmış, eski
Türkçe
yazılı olduğunu görünce bir lahza duraklamış, sonra ‘Ben bunu 
koymam, Atatürk bana kızar’ demiş ve koymamış. Genç tıbbiyeli;
yukardan beri anlattıklarım, tarihi bir olayın müspet vesikası olmaktan
başka bir değer taşımaz. Senin asıl üzerinde duracağın nokta Cahit
 Özen’in iliklerine kadar işlemiş bir Atatürkçülüğü sembolize eden
sözleridir. Ata’yı ve devrimlerini anlamayanlar bu yazıyı da okuyunca, 
belki onu yine dinsizlikle itham edeceklerdir. Halbuki, O memleketin
yüzyıllar boyunca geri kalmasındaki faktörlerin başında cehalet ve
yobazlığın zalim rolünü görmüş, hurafelerden kurtulmanın ve orta çağ
atmosferinden sıyrılıp çağdaş devre ulaşmanın tek yolunu ‘Hayatta en
hakiki mürşit ilimdir’ vecizesiyle dile getirmiştir. Dinin emri de budur.
 

 

 


ATATÜRK'ÜN CENAZE TÖRENİ
































ATATÜRK ÜLMEDİ HİÇ BİR ZAMANDA ÖLMEYECEK DAİMA KALBİMİZDE YAŞAYACAK SİZLERİ 1 DAKİKALIK SAYGI DURUŞUNA VE ARDINDANDA İSTİKLAR MARŞINA DAVET EDİYORUM.





AZİZ ATAM

SENİ

ESERLERİNİ

MİNNETLE ANACAĞIZ

SONSUZ SAYGILARIMIZLA HUZURUN DA EĞİLİYORUZ



NE MUTLU TÜRKÜM DİYENE




14 NİSAN 2007 ATATÜRK VE CUMHURİYET MİTİNGİNDE ANITKABİR


14 NİSAN 2007 ANITKABİR DE ATA'NIN NÖBETİNİ TUTAN MEHMETCİĞİN GÖZYAŞLARINI
SİLEN EMEKLİ ÖĞRETMEN






14 NİSAN 2007 ATATÜRK VE CUMHURİYET MİTİNGİNDE ANITKABİR


14 NİSAN 2007 ANITKABİR DE ATA'NIN NÖBETİNİ TUTAN MEHMETCİĞİN GÖZYAŞLARINI
SİLEN EMEKLİ ÖĞRETMEN



                           ***altın paten akasya**
 
 
 
ATATÜRK
 
 
 
 
bu yazıları ve resimleri sitelerinizde yaynlayabilirsiniz ancak;lütfen altına www.altinpaten.blogcu.com dan alıntıdır diye yazarsanız sewinirim bys
                 ***altın paten akasya***
 

7 YorumYorum yaz!Bağlantı

1/11/2007 - türk ulusunun başı sağ olsun... ama bu son olsun...

Kategori: vatanimiz

YETER ARTIK....

YETER ALLAH' HIM ... ATEŞ DÜŞTÜ YÜREKLERİMİZE...
HANGİ ANA DAYANIR, HANGİ BABA BU ACIYAA... KISA ZAMANDA. KAÇ ŞEHİT VERDİK...
DAYANMIYOR YÜREKLER... SON OLSUN ALLAH'IMM B U SONNN...
YAZIK DEĞİLMİ... EVİN DİREGİNİN CAN VERMESİ, YETİM KALAN , GÖZÜ YAŞLI ÇOCUKLAR... NE SUÇLARI VAR...
TÜRK EVLADI OLMAK MII....


Kars : Komando Er Turgay Salgar 5 ay sonra terhis olacaktı

Konya: Er Murat Uçar Çiçeği burnunda bir damattı

Çorum : Komando Er Sıddık Küçükgöz Nişanlısı yolunu gözlüyordu

Konya : Komando Er Mehmet Yıldırım Babası sakat, ailenin direği oydu...

Gaziantep : Piyade Er Mehmet Coşkun Kürt kökenli şehidimiz

Diyarbakır: Er Fethullah Selçuk Yetim büyüdü

Şanlıurfa : Er Kasım Aksoy İki çocuğuna kavuşamadı

Niğde: Emrah Eryılmaz 'Son operasyonum döneceğim' demişti

Şanlıurfa: Mehmet Uyar Açıköğretim 2'nci sınıfta öğrenciydi.

Malatya: Ahmet Sarıoğlu Ailenin tek oğluydu.

Denizli: Bayram Güzel Annesi "Kuzumu getir Şırnak Dağları" diye ağlıyor.

Samsun : Er Seyfi Altuntaş Terhisine 5 ay vardı

Erzurum: Onbaşı Şükrü Karataş: Terhisine 29 gün vardı.

BU LİSTE SON OLSUN .... GÖNÜLLER YANMASIN... EVLATLAR, ANALAR BABALAR SAHİPSİZ KALMASIN.....

MEKANLARI CENNET OLSUN.... NUR İÇİNDE YATSINLAR....
NE MUTLU TÜRKÜM DİYENE.....


seraplaherseyyy den alıntıdır.

yok YorumYorum yaz!Bağlantı

1/11/2007 - çanakkale

Kategori: vatanimiz

mrb. pazar akşamı bi arkadaşımın doğum günü partisindeydim. ve bir kitap dikkatimi çekti. ismi ''Çanakkale'' idi. Kitabın arka kapağını okudum ve arkadaşımdan rica ettim. o kitabın kapağının yazısını bana yazıcıdan çıkarttı.saolsun. ve ben de sizlerle paylaşmak istedim.

 

Yarım milyon can düştü yere...savaşın en acı yerinde duruyorlardı şimdi.Gözyaşının kana karıştığı anda,artık ölümden başka seçenekleri kalmamıştı...

Bir yanda,binlerce kilometre uzaktan gelen ve neyle karşılaşacağını henüz bilmeyen askerler;öte yanda ise yaşadığı yeri korumaya and içmiş vatanseverler vardı...

VATANIN TANIMI, BU SAVAŞLA BİRLİKTE YENİDEN YAPILDI...

''Karaya çıkardığımız birliklerle eş güdümlü çalıştığımız halde başarılı olamamamızın asıl nedeni; bizin işgal için savaşmamız .Türklerin ise vatanlarını canla başla savunmalarıdır.temmuz ayı başında 400 metrelik bir arazi parçası 17 bin zayiatla ele geçirildi.Böylesi kanli bir başarı başka hiçbir cephade görülmemiştir.''

General Hamilton

''Avrupa'da hiçbir asker yoktur ki, bu ifadenin altını çiziyorum,Türklerle mukayese edilebilsin.Misal olarak Gelibolu'yu zikretmek isterim.orada bizim gemi ateşlerimizle büyk zayiata uğrayan kıtalar Türk olmasalardı, yerlerinde kalamaz ve derhal değiştirilirlerdi.Halbuki Türkler, bütün muharebe müddetince yerlerinde kaldılar.''

General Tawshend

''Türkler, Çanakkale'yi zorlayan, çağının en ileri tekniğine sahip güçler karşısına adeta bir kale gibi dikilmişlerdir.''

Churchill

                               sewgilerimle

                                     akasya

yok YorumYorum yaz!Bağlantı

GERi --- ALTİNPATEN 0

ALTIN PATEN AKASYA


Takvim





Gazeteler


Online Müzik



Son Dakika Haberleri

Çeviri Yap

Türkçe - Ýngilizce Sözlük
ç - ý - ð - ö - þ - ü
Kelime:


Arama Motoru



Günün Resmi




Get your own Chat Box! Go Large!